CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz ile ilgili işlem konusunda, ''Türkiye adım adım örtülü faşizme doğru gidiyor'' dedi.
Mecliste gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, kararı duyduğunda, önce kulaklarına inanamadığını belirterek, Adalet Bakanlığının bir yargıç hakkında böylesine karar almasının, ''21. yüzyıl Türkiyesine yakışmadığını'' söyledi. ''Türkiye adım adım örtülü faşizme doğru gidiyor'' diyen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti.
''Siz bir yargıcın kararını beğenmediniz, kendi vicdanıyla aldığı kararların arkasında durdu, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda (TİB) neler oluyor, genel şikayetleri değerlendirdi diye onu görevden alma girişiminde bulunuyorsanız, bu doğru bir uygulama değildir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine terstir. Yargıcı, ancak yargıçlar görevden alabilir. Elbette Adalet Bakanlığı elinde gerçekten deliller varsa, bu yargıç açısından yük kızartıcı suç işlenmişse, onun gereği yapılabilir. Ama ortada siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen kararlar alındı diye yargıca baskı kurmak, yargıcın düşüncelerini baskılamak, onun sağlıklı karar almasını engellemek doğru bir uygulama değildir. Bakın Ergenekon uygulamasında bir yargıç davadan çekildi ve 'üzerimde kurumsal baskı olduğu için davadan çekiliyorum' dedi. Bu yargıç çıkıp şunu da anlatabilmeli, bu kurumsal baskıyı kimler kuruyor?
AKP Hükümeti kuruyorsa, bu Ergenekon davasını doğrudan yönlendirdiğinin bir başka kanıtıdır. Sincan yargıcına yapılan da bunun bir benzeridir. Bugüne kadar verdiği kararlar nedeniyle toplum vicdanı rahatsız olmamış, kimse itiraz etmemiş. Gereği neyse yapılmış. Bu paniğin arkasında yatan nedir? AKP neden bu paniğe kapıldı, birden bire yargıçların üzerine bu kadar acımasızca gidebiliyor. Bunun sorgulanması lazım. Biz bu olayın peşini bırakmayacağız.''
-ŞİMŞEK'İN KARDEŞİ-
Kılıçdaroğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ablasının yeşil kart sahibi olmasıyla ilgili eleştirilerinin sorulması üzerine, ''2005'te Bakan'ın kardeşi yeşil kart almış. Bunu yakıştıramadım. Ablası yoksul olabilir. Ama bu yoksulluğu gidermek, Maliye Bakanı'nın kendi elinde olmalıydı, kendisi destek vermeliydi ve yeşil kart kullanmasının önüne geçmeliydi. O yeşil kartı Maliye Bakanının ablası değil de bir başka kimsesiz yurttaşımız kullanabilirdi'' karşılığını verdi.
Maliye Bakanı Şimşek için ''İngiliz Mehmet'' benzetmesi kullandığını söyleyen bir gazeteciye Kılıçdaroğlu, ''Kendisi İngiliz vatandaşı... O açıdan 'İngiliz Mehmet' olarak tanımladım'' dedi.
-''TÜRKİYE'DE DARBELER DÖNEMİ BİTMİŞTİR''-
Kılıçdaroğlu, ''Başbakan dün katıldığı bir televizyon programında 'Darbe endişeniz var mı?' sorusuna, 'Ben başkaları gibi şapkamı alıp gitmem, gereğini yaparım' dedi. Bir anlamda, 'Genelkurmay Başkanı'nı görevden alırım' demeye getiriyor. Bu değerlendirmeyi nasıl buluyorsunuz?'' sorusuna karşılık Kılıçdaroğlu, ''Türkiye'de darbeler dönemi bitmiştir. Türkiye'de artık sıradan yurttaşlarımız da darbe istemiyor. Böyle bir olay doğru da değil. Türkiye'de her kurum kendi görevini yapmalıdır. Yaptığı zaman halk kendi tercihini sandıkta kullanacak. Demokratik yollarla AKP'yi sandığa gömecektir'' dedi.
''Islak imza konusunda Başbakan, 'Adli Tıp Kurumu raporu var, bu da kale alınabilir?' dediğini söyleyen bir gazeteciye, Kılıçdaroğlu şu karşılığı verdi:
''Sayın Başbakan, Ergenekon davasını yönlendiren ve bu konuda dolaylı da olsa karar alan kişidir. Bu olayda bir kez daha çıktı. Sayın Başbakan'a gerçekten sormak isterim; Sayın Başbakan hangi gerekçeyle, hangi bilgisiyle, hangi bilgi birikimiyle adli tıp raporunun yeterli olduğunu, askeri savcılığın da buna uyması gerektiğini söyleyebiliyor? Eğer Adli Tıp Kurumu raporu yeterliyse, o zaman bizim kafamızdaki kaygıların, kuşkuların giderilmesi lazım. Adli Tıp Kurumu Başkanı çıkıp medyaya, 'Biz kamuoyunun bazı hassasiyetlerini dikkate alarak karar veriyoruz' dedi mi, demedi mi? Dedi. Peki bunu söyleyen bilim insanı olabilir mi? Bunu söyleyen insanın verdiği raporun doğru olduğuna biz inanabilir miyiz? Bu kurum atama yapacaksınız, belge elinize geçtikten sonra, atama yaptığınız kişilere bu belgeleri inceleteceksiniz, dönüp bize diyeceksiniz ki 'Biz bu kurumun verdiği rapor doğru kabul ediyoruz.'
Bir başka önemli nokta, ıslak imzayı askeri savcıya göndermekten niçin korkuyorlar? Eğer bu doğruysa, onlar da doğru diyecekler. Kamuoyunda hiçbir tartışma, hiçbir kuşku olmayacaktır. Siz göndermezseniz aslında kuşku çıkacaktır. O zaman akla şu geliyor, demek ki bu belge düzmece... Bir takım insanları buldular, 'Siz bu imza Dursun Çiçek'e aittir diye karar verin, biz bu kararı esas alıp bu işi götüreceğiz' diyecekler. Bu doğru bir yaklaşım değil. İnsanlar yargıcın, savcının vereceği kararı kamuoyu vicdanında tartışılmaması gereken karar olarak görmek istiyorlar. Biz yanlışlık varsa üzerine kararlılıkla ve belirli bir tutarlılıkla gidilmesini savunan bir partiyiz. Kim yanlış yaparsa hesabının sorulmasını isteriz. Ama kaçarak, göçerek yargıçları görevden alarak, yargıçları üzerine baskı kurarak, sonra davadan çekilmesini sağlayarak...Böyle bir şey olamaz. Doğru bir olay değildir. AKP, baskıcı gücünü hayatın her alanında hissettirmeye başladı.''