Önceki dönem milletvekillerinden, mali müşavir İbrahim Aydemir, Davos öncesinde kamuoyuna açıklanan Oxfam raporunun küresel sistemdeki adaletsizliği açık biçimde belgelediğini söyledi. Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı Aydemir, raporun devletlerin karar alma mekanizmalarının ekonomik güç odaklarının etkisi altına girdiğini gösterdiğini belirtti.
Rapora göre dünyadaki en zengin 12 dolar milyarderinin toplam serveti, insanlığın en yoksul yarısını oluşturan yaklaşık 4 milyar insanın toplam varlığını aşmış durumda. Aydemir, bu tablonun artık istatistikten öte bir siyasal gerçeklik ürettiğini ifade etti.
Milyarderlerin servet artış hızının son beş yılda küresel ortalamanın üç katına çıktığını hatırlatan Aydemir, buna karşılık yoksulluğu azaltmaya yönelik küresel sürecin pandemi sonrasında belirgin biçimde yavaşladığını kaydetti. Vergi politikaları, siyasi nüfuz ve medya üzerindeki ekonomik kontrolün bu dengesizliği derinleştirdiğini vurguladı.
KÜRESEL GÜVEN EROZYONU
Aydemir, Davos’ta yapılan değerlendirmelerin yalnızca ekonomik eşitsizliği değil, küresel güven krizini de ortaya koyduğunu söyledi. ABD’de Donald Trump’ın ikinci kez seçilmesinin, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ittifak ve ticaret düzenine dair belirsizlikleri artırdığına dikkat çekti.
Trump yönetiminin uluslararası ilişkilerde ilke ve ortak değerler yerine doğrudan kazanç hesabı üzerinden hareket ettiğini ifade eden Aydemir, bu yaklaşımın ABD’ye duyulan güveni ciddi biçimde zayıflattığını belirtti. Karşılıklı güven üzerine kurulu küresel entegrasyon döneminin yerini, bağımlılıkların bir baskı aracına dönüştüğü yeni bir sürecin aldığını söyledi.
Aydemir, özellikle dolar merkezli finansal sistemin yaptırımlar yoluyla siyasi baskı aracına dönüşmesinin birçok ülkeyi yeni arayışlara yönelttiğini dile getirdi. Ülkelerin kırılganlıklarını azaltmak amacıyla daha kapalı ve temkinli pozisyonlar almaya başladığını, bunun da küresel kopuş sürecini hızlandırdığını ifade etti.
YENİ DÜZENİN EŞİĞİNDE
Aydemir’e göre hiçbir ülkenin 21. yüzyılın tek başına belirleyici gücü olabilmesi mümkün görünmüyor. ABD’nin geçmişte sahip olduğu ittifak avantajını kendi politikalarıyla zayıflattığını, Çin’in ise artık küresel dengede kalıcı bir aktör olarak yer aldığını söyledi.
Ekonomik ve askeri gücün kontrolsüz biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan bu tablonun sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Aydemir, mevcut küresel düzenin sona yaklaştığını, bunun da daha adil bir sistem arayışını zorunlu kıldığını kaydetti. Yaşananların, küresel sistemin en karanlık evresine işaret ettiğini ancak bu sürecin aynı zamanda yeni bir başlangıcın zeminini oluşturduğunu ifade etti.