Aydemir, 26 Ağustos 1071’de Sultan Alparslan’ın kazandığı Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı Büyük Taarruz’un, farklı yüzyıllarda aynı coğrafyanın kaderini etkileyen iki büyük tarih eşiği olduğunu belirtti. Ancak Malazgirt’in arkasındaki askerî ve tarihî birikimin hatırlanmasının, 1071’in anlamını daha da güçlendireceğini vurguladı.
Bu noktada 1048 yılında Erzurum’un Pasinler Ovası’nda kazanılan zaferin ayrı bir yere sahip olduğunu kaydeden Aydemir, Pasinler ile Malazgirt arasında 23 yıllık bir tarihî devamlılık bulunduğuna dikkat çekti.
Tarih kaynakları da Pasinler’i Türk-Bizans mücadelesinin temel dönemeçlerinden biri olarak kaydediyor. TDV İslâm Ansiklopedisi, 18 Eylül 1048’deki Pasinler Savaşı’nı Türklerin Bizans’a karşı ilk zaferi olarak nitelendirirken, İbrahim Yınal’ın Tuğrul Bey tarafından görevlendirildiğini ve Selçuklu kuvvetleri içinde Kutalmış’ın da bulunduğunu aktarıyor. Aynı kaynaklarda mücadele Türklerle Bizans arasındaki ilk büyük savaş olarak tanımlanıyor.
PASİNLER, 1071’E GİDEN ASKERÎ HAFIZANIN BÜYÜK EŞİĞİ
Aydemir, Anadolu tarihinin yalnızca sonuçları üzerinden okunmasının önceki mücadeleleri görünmez hâle getirebileceğini belirterek, Pasinler’in bu bakımdan Türk tarih şuurunda daha güçlü biçimde yer alması gerektiğini ifade etti.
İbrahim Yınal komutasındaki Selçuklu kuvvetlerinin Erzurum-Pasinler hattında ortaya koyduğu askerî iradenin, Bizans karşısında Anadolu sahasında elde edilen büyük bir başarı olduğunu dile getiren Aydemir, Kutalmış’ın da yer aldığı bu mücadelenin sonraki Selçuklu ilerleyişi açısından taşıdığı tarihî değere işaret etti.
Türkiye Kültür Portalı da 1048 Pasinler Zaferi’ni Anadolu’daki fetih sürecinde büyük etkisi bulunan ilk zafer olarak kaydediyor. Tarihî kayıtlar, Pasinler sonrasında Türklerin Anadolu üzerindeki askerî hareketliliğinin yeni bir safhaya ulaştığını gösteriyor.
Aydemir, Erzurum ve Pasinler açısından bu mirasın ayrıca önem taşıdığını belirterek, bölgenin 1071 öncesindeki tarihî rolünün millî hafızada hak ettiği ölçüde görünür olması gerektiğini söyledi.
Pasinler’deki mücadeleyi Erzurum’un tarih boyunca taşıdığı sınır, savunma ve mücadele karakteriyle birlikte değerlendiren Aydemir, İbrahim Yınal ve beraberindeki Selçuklu askerlerinin ortaya koyduğu cesareti “dadaşça bir mücadele ruhunun tarih içindeki güçlü örneklerinden biri” olarak değerlendirdi.
1048’DEN 1071’E UZANAN 23 YIL
Aydemir’in değerlendirmesinde öne çıkan nokta, Pasinler ile Malazgirt’i birbirinden kopuk iki tarih olarak görmek yerine aralarındaki 23 yıllık birikimi anlamlandırmak oldu.
1048 Pasinler, Bizans ordusunun Anadolu’nun doğusunda Selçuklu kuvvetleri karşısında yenilgiye uğratıldığı büyük askerî karşılaşmaydı. 1071 Malazgirt ise Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatoru Romanos Diogenes karşısındaki zaferiyle Anadolu tarihinin yönünü değiştiren çok daha kapsamlı bir dönüm noktasına dönüştü. Malazgirt’in 26 Ağustos 1071’de gerçekleştiği ve Anadolu’nun Türklere açılmasında belirleyici sonuç doğurduğu tarih kaynaklarında açık biçimde yer alıyor.
Aydemir, bu nedenle 1071’i yüceltmenin 1048’i geri plana bırakmayı gerektirmediğini, tam tersine Pasinler’in hatırlanmasının Malazgirt’in hangi tarihî birikimin üzerinde yükseldiğini daha iyi gösterdiğini kaydetti.
“Malazgirt bizim tarihimizin en kıymetli zaman dilimlerinden biridir. Fakat o büyük güne yürüyen yolu da milletimizin hafızasında canlı tutmalıyız” değerlendirmesinde bulunan Aydemir, Pasinler’in 1071’e giden sürecin tarihî tacı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.
26 AĞUSTOS: FETİHTEN VATAN SAVUNMASINA
Aydemir, 26 Ağustos tarihinin ikinci büyük anlamının ise 851 yıl sonra, 1922’de ortaya çıktığını belirtti.
26 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal Atatürk’ün başkomutanlığında başlayan Büyük Taarruz’un, Millî Mücadele’nin askerî sonucunu belirleyen safhayı başlattığını hatırlatan Aydemir, Malazgirt ile Büyük Taarruz arasında kurulacak tarihî bağın hamasetten ziyade vatan fikrinin asırlar içindeki devamlılığı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aydemir, 1071’in Anadolu’daki Türk varlığının tarihî istikametini değiştirdiğini, 1922’nin ise milletin bağımsızlık iradesini savaş meydanında kesin sonuca taşıyan büyük mücadeleyi temsil ettiğini kaydetti.
Bu tarih çizgisinin başlangıcına 1048 Pasinler’in de yerleştirilmesi gerektiğini belirten Aydemir, “Pasinler’i bilmeden Malazgirt’e giden yürüyüşün tamamını okuyamayız. Malazgirt’i anlamadan Anadolu’nun Türk tarihindeki yerini; Büyük Taarruz’u kavramadan da bu vatanın hangi fedakârlıklarla müdafaa edildiğini bütünüyle anlatamayız” görüşünü dile getirdi.
ERZURUM’UN TARİHİ MİSYONU YENİ NESİLLERE ANLATILMALI
Aydemir, Pasinler Zaferi’nin yıl dönümlerinin millî tarih bilincinin güçlendirilmesi bakımından daha geniş bir toplumsal karşılık bulması gerektiğini belirtti.
Özellikle genç kuşaklara tarih anlatılırken büyük zaferlerin birbirinden bağımsız tarihler halinde ezberletilmesi yerine, olayları hazırlayan süreçlerin ve birbirini takip eden mücadelelerin gösterilmesinin daha güçlü bir tarih şuuru oluşturacağını ifade etti.
Aydemir, Pasinler’in bu yaklaşım için önemli bir örnek olduğunu kaydederek, 1048’den 1071’e uzanan sürecin Erzurum merkezli tarih çalışmalarında, kültürel etkinliklerde ve gençlere yönelik çalışmalarda daha görünür hâle gelmesinin önem taşıdığını söyledi.
“Bir milletin hafızası yalnızca zirveleri kaydetmez; o zirvelere hangi yollardan ulaşıldığını da muhafaza eder” diyen Aydemir, İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın Pasinler’deki mücadelesinden Sultan Alparslan’ın Malazgirt’teki zaferine, oradan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele kahramanlarının Büyük Taarruz’daki iradesine uzanan tarihî mirasın bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Aydemir, Malazgirt Zaferi’nin 955’inci ve Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümünü kutlayarak Sultan Alparslan, İbrahim Yınal, Kutalmış, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Anadolu’yu vatan kılmak, bağımsızlığını korumak uğruna mücadele veren bütün kahramanları rahmet, minnet ve saygıyla andı.