Eskiler camiye girerken başını eğermiş. Sadece kapı alçak olduğu için değil. Aklını da eğermiş. Edep diye bir şey varmış çünkü.
Cami camlarındaki o demir parmaklıklar var ya… Dikey olan Kur’an, yatay olan sünnet. Kesiştikleri yer: zıvana. Yani denge. Yani ölçü. Yani “buraya kadar” çizgisi.
Bugün mesele tam da burada başlıyor.
Herkes Kur’an diyor. Herkes sünnet diyor. Ama zıvanaya kimse bakmıyor. Dikey tek başına kaldığında dogma oluyor, yatay tek başına kaldığında gelenek. İkisi birleşmeyince ya bağırıyoruz ya savruluyoruz. Sonra da “neden bu hale geldik” diye şaşırıyoruz.
Toplum dediğin şey vida gibidir. Zıvanası varsa tutar. Yoksa en pahalı vida bile boşa döner. Bugün ahlak konuşuyoruz, ama ahlakın vidası düşmüş. Herkes başkasına ayar vermeye çalışıyor, kimse kendi yerini kontrol etmiyor.
Sokakta bağıran var, kürsüde bağıran var, ekranda bağıran var. Ama kimse susup düşünmüyor. Çünkü zıvanadan çıkmış bir toplumda en zor şey sessizliktir. Sessizlik vicdanı çağırır. Vicdan rahatsız eder.
Zıvanadan çıkmak sadece inanç meselesi değildir. Trafikte korna çalarken de zıvanadayız ya da değiliz. Kuyrukta kaynak yaparken de. Sosyal medyada linç ederken de.
Kur’an adaleti söyler, sünnet merhameti. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Adalet merhametsiz olursa zulüm olur, merhamet adaletsiz olursa kayırmacılık.
O yüzden mesele büyük laflar değil. Mesele basit: Yerinde durmak. Haddini bilmek. Ölçüyü kaçırmamak.
Kısacası…
Toplumun ayakta kalması için devrim değil, zıvana lazım.