Dünya, alıştığımız düzenin dışına taşmış durumda. Uzun yıllar boyunca değişmez sanılan dengeler, birer birer anlamını yitiriyor. Bu çözülme, yalnızca ekonomik ya da askerî başlıklarla açıklanamayacak kadar derin.
Geçmişte üstü örtülen ilişkiler, bugün daha görünür. Güç merkezleri arasındaki bağlar, ittifakların sanıldığı kadar sağlam olmadığını gösteriyor. Bu durum, tarihe yeniden bakmayı zorunlu kılıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını, yalnızca kazananların anlattığı hikâyelerle okumak artık yeterli değil.
Türkiye için asıl mesele, bu karmaşada yönünü kaybetmemektir. Tarihsel tecrübe, güçlü bir hafıza sunar. Ancak hafıza, ancak doğru okunduğunda yol gösterici olur. Kendi geçmişiyle yüzleşebilen toplumlar, geleceği daha sağlam inşa eder.
Yeni dönem, değerleri aşındıran projelerle geliyor. Köksüzleştirilen yapılar daha kolay yönlendiriliyor. Oysa milletleri ayakta tutan şey, çoğu zaman basit görünen ama derin anlamlar taşıyan ortak değerlerdir.
Bu geçiş süreci sancılı olacak. Ancak mülkün sahibini unutmadan yürüyenler için tarih, her zaman yeni imkânlar sunar. Önemli olan, bu imkânları görebilecek feraseti kaybetmemektir.